ehliyet-sinavi
27 Haziran 2015 Ehliyet Sınavı Soru ve Cevapları, Sınav Sonuçları
EHLİYET SINAVI 27.06.2015 2015 yılında yapılacak olan ehliyet sınavlarından üçüncüsü 27 Haziran 2015 Cumartesi günü yapılacak. 27 Haziran Ehliyet sınavı cumartesi günü 11:00 da başlayacak ve 1 saa...
vasiyet_anaokulu
Eşinin vasiyeti üzerine anaokulu yaptıracak
Yaklaşık 2 yıl önce kaybettiği eşinin vasiyetini yerine getirmek isteyen 82 yaşındaki Gülsüm Şimşek, Kepez ilçesine anaokulu yaptırma kararı aldı. Yaklaşık 2 yıl önce kaybettiği eşinin vasiyetini y...
yuvaegitmen
Toplumda değeri artan anaokulları kalitesini arıyor
Toplumda değeri artan anaokulları kalitesini arıyor Toplumda değeri artan anaokulları... - BERLİN (CİHAN)- Bundan tam 175 sene evvel ilk defa Almanya’da kurulan anaokullarının sayısında patlama ...

istanbul anaokulları çocuğunuz hala okula alışamadı mı?

5 sene önce admin tarafından yazıldı, 656 kez görüntülendi ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

Çocuğunuz hâlâ okula alışamadı mı?

Danışman Psikolog Berrin Göncü Işıkoğlu

Okula yeni başlayan çocuğunuz bütün uğraşlara ve alıştırma sürecine rağmen yine de okula gitmek istemiyor, okul kapısında dakikalarca ağlıyor, okul vakti yaklaştıkça karnı ve başı ağrımaya başlıyor, huzursuz ve asi davranışlar sergiliyor, uyku ve iştahında sorunlar yaşıyor, dikkat çekmeye yönelik hareketler yapıyor ve alınganlık gösteriyorsa… O zaman ne yapmalı acaba?
Onu ilk kucağınıza aldığınız an, ilk banyosu, ilk gülüşü, ilk kahkahası, ilk adımı, ilk dişi, ilk sözcüğü ve ilk cümlesi… İlkleri yaşamak başkadır, güzeldir, özeldir. Lakin zordur. Mesela, evladınızın yürümek için gösterdiği emeği ve gayreti gözünüzün önüne getirir misiniz? Heyecanlı ve biraz ürkek bakışlarını, hatta yerinden fırlarmışçasına çarpan kalbinin pıt pıt atışlarını duyabilirsiniz belki de…

Ayağa kalkar takdire şayan bir cesaretle minik nur tanesi… Başını dimdik tutarken varlığını ispatlamıştır kendince… “Kara göründü, yola devam” demektedir adeta bakışları… Evet, eylem planında sıra ikinci adımdadır. Amma velakin gelin görün ki, “Paaat, gümmm” diye çıkan sese poposunun acısı eklenince vazgeçer nur tanesi… Sonra yine cesaretle kalkar ayağa…. Ve yine aynı serenat…

Esasında çok uzağa gitmeye gerek yok. Yaşam mücadelemizi ve bizi anlatıyor bu serenat, değil mi? “Geçmiş zaman olur ki” diyerek biraz hafızamızı yoklayalım. İlk okula başladığınız gün, ilk mezuniyetiniz, ailenizden ilk ayrıldığınız gün ya da evlendiğiniz ilk gün… Yani okyanuslara açılan yeni başlangıçlardan söz ediyorum. Artık yalnızsınızdır, tek başınıza… Çoğul eki alırken aslında tekil olduğunuzu hatırlamanın burukluğu vardır içinizde…

Öte yandan, hoşunuza da gider okyanustaki ilk kulaçlarınız ve yanınızda anne-babanız olmaksızın gösterdiğiniz cesaret… Yüreğiniz mangal gibi korlaşmıştır artık… Sonra birden, ne olduğunu anlayamadan yüreğinize doğru gelen bir “Üfff” sesiyle sönüverir mangal… Üşürsünüz, buz gibi kaskatı kesilirsiniz. Kibritçi kızın hikâyesini hatırlarsınız o an… Önünüzde iki seçenek vardır: Ya kibritçi kız olmak, ya da mangalın külleri arasında saklanan közü aramak…

Evet, her ilk ve her yeni başlangıç riskleri ve zorlukları da beraberinde getirmekte… Ziller çaldı. Okyanusa kulaç atma sırası yavrunuzda… Ülkemizde, son dönemlerde, birinci sınıflara, okyanusu, pardon, okulu sevdirmek ve uyumlarını kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirilen alıştırma programı, hep istenen ve özlenen bir uygulamaydı. Yıllarca birinci sınıf çocuklarının uyumları ve sorunları konusunda çalışmış bir uzman olarak gördüm ki, çocuğun hayatında birinci sınıf tecrübesi bir dönüm noktası… “Nasıl başlarsa öyle gider” derler ya halk arasında… Gerçeklik payı olan bir sözdür.
İlk intibalar önemli

İlk intibalar vereceğimiz kararlarda çok etkili olabilmekte… Birinci sınıfa başlayan bir çocuk için de ilk hafta, ilk ay, ilk dönem çok önemli… Çocuğun, ileride planlayacağı okul hayatıyla ve okumaya yönelik hedefleriyle ilgili alt yapının oluştuğu bir yıl, bu yıl…

Peki, okula yeni başlayan çocuğunuz bütün bu uğraşlara ve alıştırma sürecine rağmen yine de okula gitmek istemiyor, okul kapısında dakikalarca ağlıyor, okul vakti yaklaştıkça karnı ve başı ağrımaya başlıyor, huzursuz ve asi davranışlar sergiliyor, uyku ve iştahında sorunlar yaşıyor, dikkat çekmeye yönelik hareketler yapıyor ve alınganlık gösteriyorsa… O zaman ne yapmalı acaba?

“Benden niçin ayrılamıyor?”

Bebekler üç-altı ay arasında her türlü ihtiyacını en hızlı karşılayan kişiye bağlanırlar. Tam bağlanma dönemi ise altı ay-üç yaş arasında gerçekleşir. Bu dönemde anneyle çocuk arasında “doyum ve zevkin olduğu, sıcak, yakın ve devamlı ilişkinin” tesis edilmesi gerekir. Bu evrede anne odadan ayrıldığı an çocuk kaygılanarak ağlar. Çocuğun yaşadığı bu ayrılma kaygısı son derece normaldir. Lakin dört yaşla beraber çocuk yavaş yavaş annesinin bir süre yokluğunu tolere edebilir, nedenini anlayabilir, döneceğini bilir ve kendisini oyalayabilir hâle gelir.

Altı yaşını dolduran bir çocuk okula bir türlü alışamıyorsa “ayrılık kaygısı” yaşıyor olabilir. Çocuk ruhsal olarak sevdiği ve bağlandığı kişiden ayrılınca, ona bir şey olacağına ya da yeniden kavuşamayacağına dair yoğun endişe ve huzursuzluk yaşamaktadır. Dolayısıyla çocuk annesini bırakıp bir yere gitmek istemez. Ankara’da yapılan bir çalışmada okul fobisi olan çocukların % 76’sı ayrılık kaygısı bozukluğu, % 12’si sosyal fobi, % 8’i obsessif kompulsif bozukluk ve % 4’ü yaygın anksiyete bozukluğu tanısı almıştır. [Ö. Özcan, A. Aysev, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 16 (1) 13-17 (2009)]

Bunun en büyük nedeni hatalı ve yanlış anne-baba tutumlarıdır. Çocuk bağlanma evresinde anne ve babasıyla sağlıklı ve güvenli bağlanma gerçekleştiremez. Annenin uzun süreli ve yoğun çalışma hayatı, babanın ilgisizliği, ailede depresyon veya kaygı bozukluğu gibi ruhsal sorunlar yaşanması çocukla sağlıklı bir bağ kurulmasını engeller. Bazen de tam tersi; ailenin aşırı koruyuculuğu, aşırı özeni, çocuğun üzerine çok fazla titremesi, çocuğu bağımsızlığa değil de, bağımlılığa iten sevgisi ve ailenin sosyal çevreden izole yaşamları bu soruna yol açabilir. Üstüne üstlük ebeveynin stresli olaylarla başa çıkma stratejileri de yetersizse çocuk bunu da modeller. Tabi ki burada çocuğun mizaç özelliklerini de atlamamak gerek! Nitekim araştırmalarda bu sorunu yaşayan çocukların birinci derece akrabalarında da aynı soruna rastlandığı görülmektedir
Evdeki ve okuldaki duygusal sorunlar

Çocuğun endişelerini, bilinçaltında yatan bazı duygusal sorunlar da tetikleyebilmektedir. Aile çatışmaları, anlaşmazlıklar, boşanma, taşınma, annenin hamileliği, sevilen birinin hastalığı ya da ölümü, yeni bir kardeşin aileye katılması gibi. O zaman bu sorunu yaşayan anne baba kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ev yaşantımda çocuğumda strese sebep olan şeyler neler?” Çocuğu duygusal açıdan geren, rahatsız eden şeyin ne olduğu tespit edilmelidir. Aile içi sorunlarınızın çözümünde gerekirse ilk adımı atan siz olun. Kaybınız olmaz. Ama emin olun ki, çocuğunuzu kazanırsınız.

Evde sorun yoksa, okulda onu rahatsız eden bir şeyler olup olmadığını araştırmalıyız. Mesela, sabırsız, hoşgörüsüz, sinirli ve aşırı otoriter bir öğretmen yüzünden çocuk içine kapanıp okula gitmek istemiyor olabilir. Sınıf önünde hazır olmadığı bir etkinlik için zorlanmış ve küçük düşmüş olabilir. Teneffüste kabadayılık yapan, alay eden çocuklar tarafından rahatsız ediliyor olabilir…

Yıllar önce, bir çocuk okul fobisi gerekçesiyle yönlendirilmişti bana… Koltuğun ucunda, sanki hemen kalkacakmış gibi oturan utangaç ama uyumlu bir kız… Sınıfa girmek istemediğinden, okul zamanlarında midesinin bulantılarından hatta bazen de kusmalarından şikâyetçiydi annesi… Çektiğim aile fotoğrafına gelince… Baba 0-3 yaş arasında yurtdışında kalmış. Anne bu dönemde çok yoğun çalışmış. Dolayısıyla anneyle çocuk arasında 0-3 yaş arası güvenli ve tam bağlanma gerçekleşmemiş. İki üç kez de bakıcı değiştirmişler.

Geldiklerindeyse baba başka bir kadınla ilişki yaşamaktaydı. Anne duygusal açıdan alt üst olmuştu. Migren ağrıları vardı. Birkaç kez de çocuğun gözü önünde annenin tansiyonu fırlamıştı. Çocuk okuldayken annesinin başına bir şey gelmesinden öyle çok endişeleniyordu ki… Sürekli annesinin yanında kalıp ona bir şey olursa yardım etmek istediğini söylemişti. Küçük kız “ayrılma kaygısı bozukluğu” yaşamaktaydı.

Tedavi süreci

Okula gitmek istemeyen çocuğun kaygı ve endişesinin altında yatan neden saptandıktan sonra çözüme gidilmelidir. Okulda rehber öğretmen varsa yardım isteyin. Kendisiyle sık sık irtibat içinde olun. Tavsiyelerini yerine getirmeye çalışın.

Dört-beş hafta geçtiği halde bu şikâyetler hâlâ devam ediyorsa, sorun daha da büyümeden dışarıdan bir uzmandan ailece kapsamlı bir destek almanız çocuğunuzun lehine olacaktır. Aksi takdirde tabloya bir de depresyon eşlik etmeye başlayabilir.

Anne-baba tedavinin en önemli parçasıdır. Aile terapisinde birbirinizi suçlamadan iyi bir takım oluşturmanız hedeflenir. Çocuğa olumsuz düşüncelerini nasıl değiştireceği, korkularıyla nasıl baş edeceği, alternatif davranışlar, bazı sosyal beceriler, derin nefes teknikleri, kendi kendini sakinleştirici ve yatıştırıcı dil kalıpları ve rahatlama teknikleri öğretilir. Gerekirse oyun terapisi aracılığıyla da çocuğun duygularını ifade etmesine yardımcı olunur.
Ailelere tavsiyeler

Kaygı bozukluğu yaşayan ve okula gitmek istemeyen çocukların anne babaları ne yapmalıdır? Bu süreçte yapmanız gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Sabırlı ve destekleyici olun. Her insanın yaşamında değişiklikler stres kaynağıdır. Lakin herkes bu stresi farklı düzeylerde yaşar. Yeni bir eve taşındığımızda, işyerini değiştirdiğimizde ya da yeni bir işe başladığımızda hemen alışamayabiliriz. Zihinsel, bedensel, sosyal ve duygusal olarak ‘okula hazır oluş’ da çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Çocuğunuzun zamana ihtiyacı var. Onu küçük düşürmeyin. Güven verici, yatıştırıcı açıklamalarda bulunun. “Neden okula gideriz? Gitmezsek ne olur?” konusunda kısa paylaşımlarda bulunun. Yalnız ümit verirken gerçekçilikten de uzaklaşmayın. Anne-babanın çizdiği pembe bir okul tablosu, çocuğun hayal kırıklığı yaşamasına yol açabilir. Çocuk “Okulda bir takım sorunlarla karşılaşabilirim” fikrine hazırlanmalıdır. Çocuğa bir sorunla karşılaşınca ne yapması, kimden ve nasıl yardım istemesi gerektiği öğretilmelidir.
2. Çocuğunuzla iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapın. Selamlaşmak, hal hatır sormak gibi. Mesela bir arkadaşı hastalandığında, onunla birlikte “Geçmiş olsun” kartı hazırlayıp gönderebilirsiniz. Ya da arkadaşlarından biri o gün okula gelmediğinde -mümkünse- telefonla arayıp, arkadaşıyla konuşması için cesaretlendirebilirsiniz onu…

3. Sürprizler yapın. İşlerinizi planlayın. Şayet servis kullanıyorsa, çocuğunuzu okuldan almaya gidin. Verdiğiniz saat konusunda duyarlı olun, sözlerinize sadık kalın. Yürüyerek gidip geliyorsa, iç kapıda değil, dış kapıda karşılayın onu… Sevildiğini, özlendiğini hissetsin çocuk… Aslında kapılarda karşılanmak hangi birimizin hoşuna gitmez değil mi?

4. Sosyal becerilerini güçlendirecek etkinlikler planlayın. Sosyal beceri eksikleri çocuğun hırpalanmasına, reddedilmesine ve kavga etmesine yol açabilir. Gerekirse bu konuyla ilgili size yol gösterecek kitaplar alın. Bir arkadaşıyla yakınlık kurabilmesi için destekleyin. Mesela hafta sonu, arkadaşını evinize davet edip, eğlenceli bir zaman geçirmelerini sağlayabilirsiniz. Okulda teneffüslerde oynayabileceği, hatta lavaboya beraber gideceği bir arkadaşının olması uyum sürecini kolaylaştırır.

5. Duygularını açıklaması için, eleştirmeden suçlamadan ona fırsat verin. “Okulda kimse benimle oynamıyor, öğretmenim beni sevmiyor” gibi cümlelerini yorumlamadan dinleyin ve onu anladığınızı hissettirin. Açık uçlu sorularla duygularını açığa çıkarın. Duygularını ifade etmeyi öğrenen bir çocuk, okulda yaşadığı sorunlar için de çözüm arayabilir. Çocuğunuz okulda ağlarken “Tamam, yaygara yapma” gibi tepki vermek yerine soğukkanlılıkla “Evet ben de seni özleyeceğim” şeklinde duygularınızı paylaşın. Örneğin, kendi çocukluğunuzdan bahsedin. Sorunlarınızla pes etmeden nasıl uğraştığınızı ve okula nasıl alıştığınızı anlatın. Bu sorunu yaşayan tek çocuğun kendisi olmadığını gösterin ona…

6. Çocuğun bağımsızlık duygusunun geliştirilmesi lazım! Artık ona bir bebek gibi davranmayın. Evde ona yeni sorumluluklar vererek özgüvenini güçlendirebilirsiniz. Kendi başına bir şeyler yapabilmesi için teşvik edin. Kendi başına bir yerlere gidebilmesi için yüreklendirin.

7. Performansından çok kaydettiği ilerlemeye odaklanın. Onu kendi kulvarında değerlendirin. Başka çocuklarla asla kıyaslamayın, cezalandırmayın. Önceden neredeydi, şimdi nerede? Yavaş yavaş gösterdiği uyum konusundaki davranışlarını fark edin ve takdir edin. Yani yapamadıklarına değil, yapabildiklerine yoğunlaşın ki güveni de yerine gelsin.

8. Ailece kararlı ve tutarlı davranın. Okula gitmemenin nelere yol açacağı konusunda masallar alın, anlatın. Derslerinden geri kalırsa neler olacağını anlatın. Vedalaşmayı bir ritüele dönüştürmeyin. Gerekirse okula daha kolay ayrılacağı biriyle gönderebilirsiniz. Öğretmenle anlaştığınız müddetçe siz de bir süre okulda kalabilirsiniz. Her gün süreyi kademeli olarak azaltırsınız. Yalnız okuldan ayrılacağınız zamanla ilgili çocuğunuza dürüst davranın. Yani birden ortadan yok olmayın. Anlayışlı olun, ama okula gitme konusunda taviz vermeyin. Çünkü taviz tavizi doğurur.

Gerçek hayatın bir provasıdır okul yaşantısı… Ve siz ikinci provaya başlıyorsunuz. Kolay gelsin…

Benzer Yazılar
eokul
     2016 - 2017 yılı Yen'i eğitim öğretim döneminde tüm öğrencilerimize başarılar diliyoruz. Rabbim tüm öğrenci ve velilerimizin yardımcısı olsun, hepsini ülkesine, vatanına, milletine, anne ve babasına hayırlı evlat eylesin.       2016-2017 eğitim...
anaokulu-ilkgün
Öğrencilerinin gelişimine önemli katkı sağlayan Öğretmen Ayça Mercan; anaokulu seçiminde ilk olarak okulun hangi resmi kuruma bağlı olduğuna bakılması gerektiğini belirtti. Mercan’a göre sonrasında ise okulun mutfak ve tuvalet temizliğine dikkat edil...
Weltkindertag
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nca hazırlanan, “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanarak...
Yorumlar ( 0 )

Bu sitedeki hiçbir materyal izinsiz kopyalanamaz / paylaşılamaz. www.nurtopuanaokulu.com