ehliyet-sinavi
27 Haziran 2015 Ehliyet Sınavı Soru ve Cevapları, Sınav Sonuçları
EHLİYET SINAVI 27.06.2015 2015 yılında yapılacak olan ehliyet sınavlarından üçüncüsü 27 Haziran 2015 Cumartesi günü yapılacak. 27 Haziran Ehliyet sınavı cumartesi günü 11:00 da başlayacak ve 1 saa...
vasiyet_anaokulu
Eşinin vasiyeti üzerine anaokulu yaptıracak
Yaklaşık 2 yıl önce kaybettiği eşinin vasiyetini yerine getirmek isteyen 82 yaşındaki Gülsüm Şimşek, Kepez ilçesine anaokulu yaptırma kararı aldı. Yaklaşık 2 yıl önce kaybettiği eşinin vasiyetini y...
yuvaegitmen
Toplumda değeri artan anaokulları kalitesini arıyor
Toplumda değeri artan anaokulları kalitesini arıyor Toplumda değeri artan anaokulları... - BERLİN (CİHAN)- Bundan tam 175 sene evvel ilk defa Almanya’da kurulan anaokullarının sayısında patlama ...

istanbul anaokulları için çocuk ve müzik konulu makalemiz.

5 sene önce admin tarafından yazıldı, 497 kez görüntülendi ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

Çocuk ve Müzik

Müzik, varoluşun temel olgularından birisidir. İnsan kendisini anlatabilmek, istek ve şikayetlerini iletebilmek ve ruhi ihtiyaçlarını giderebilmek için sese ihtiyaç duyar. Bazı seslerden hoşlanır, bazılarından da nefret eder. Sesin belli bir ritim ve tondaki ahenkli ifadesi olan müzik, insanların duymak istedikleri seslerden oluşur. Duymak istenilen her ses müzik olarak ele alınabilir; ancak, her ses insan ruhunda olumlu etkiler bırakmaz. Bazı müzik parçaları insan ruhunu tazib ederek, mutsuz ettiği gibi, bazı müzik eserleri de insanı mutlu ederek hayatta başarılı olmasına yardımcı olur.

Çocukların müzikle ilişkisi de bu bağlamda ele alınabilir. Eflatun’un “Müzik, terbiyenin esaslı vasıtasıdır. Müzik bir eğlence aracı değil, güzellik, iyilik ve eğitim aracıdır.” sözü müziğin eğitimdeki yerini belirlemek açısından önemlidir. Çocuk, henüz anne karnındayken, seslerden etkilenmeye başlar. Hatta bu zaman diliminde duyduğu sesler onun kişiliğinin oluşmasında, yaşam tarzının belirlenmesinde önemli bir yer işgal eder. Güzel sanatların bu en ulvi dalı, yerinde kullanıldığında insanın/çocuğun ve insan topluluklarının, çok anlamlı ve mutlu1 hayatlar yaşamalarına imkan hazırlar.

I- Çocuk ve Müzik Eğitimi

a- Anne karnında müzik

İnsan beynindeki bir nokta, seslerle ilgilidir. İnsanın sese karşı duyarlılığını ve sesin niteliğine karşı yargısını bu merkezdeki özellikler sayesinde yapabilir.2 Çocuklar bu merkez ve çeşitli duygularının etkisiyle, sese karşı duyarlılığa daha anne karnında iken başlarlar. Nitekim eğitimcilerin çocuğun eğitimini annenin hamilelik dönemine kadar götürmelerinin altında bu gerçek yatar. Anne karnındaki bir çocuk, dış dünyadaki olaylara ve durumlara karşı duyarsız değildir. Annenin sesi daha hamilelik yıllarında çocuğun dikkatini çekecektir. Bu sesin rahatlığı veya gerginliği, yumuşaklığı veya tizliği, çocuğun kişiliğinin oluşmasında önemli bir paya sahiptir. Bu sesler, çocuğun hayata bakışını, arkadaşlık ilişkilerini, yaşamayı, insanları ve kainatı sevmesini ya da sevmemesini belirler.

Hamilelik döneminde annenin, çocuğu isteyip istememesi, sakin oluşu, ruhen dinginliği, ses tonu, mutluluğu ya da kavgacı olması, gerginliği, stresliliği, huzursuz ve geçimsiz hayat halleri çocuğun yaşayacağı hayatın tabloları olacaktır. İmam-ı Gazali’nin dediği gibi, “Beşikteki çocukta bile güzel sesin tesiri vardır.”3 Dünyası dikkate alınarak yapılmış bir müzik eseri karşısında ağlayan çocuk neşelenmeye başlar ve o sese doğru meyleder.4 Bu, çocuklarda beklenen bir tepkidir. Hatta nağmelere karşı duyarsız olan çocuğun mizacında bozukluklar görülebilmektedir.5 Annenin ninnileriyle nağmelere karşı duyarlı hale gelen çocuk, sonrasında müziğe karşı bir yatkınlığı kendisinde bulacaktır. Annenin henüz karnındaki çocukla olan diyaloğu, çocuğun nasıl bir ortama geliyor olduğunun belirtileridir. Müzik tatlı ve hoştur, onunla ruhlar zevklenir ve teskin olur. Onun tatlı sesiyle bebekler, ninni söyleyerek uyutulur. Bazen onlar muhtemelen müziksiz uyumazlar.6 Hayatı, ruhen dinlendiren, sakinleştiren bir müzikle şekillenen bebek, bunun izlerini hayatı boyunca taşır. Müzikle ilgilenen ailelerde çocukların da müziğe duyarlı olmaları, evdeki yaşam tarzının bir yansımasından başka bir şey değildir.

b- Hayatın ilk günlerinde müzik

Çocuk dünyaya geldiğinde, ilk karşılaştığı şeylerden birisi de seslerdir. Bir Müslüman çocuğun ilk duyduğu önemli ses, kulağına okunan “ezan-ı Muhammedi”dir.7 Bu ses onun maddi ve manevi varlığını etkileyen, manevi tesiri olan bir sestir. Çocuğun büyüme yıllarında annesinin ninnileri, masalları, sevgi dolu sözleri adeta çocukta bir sevgi atmosferi oluşturur. Küçük bir bebeğin sevgi gereksinimini karşılamak için ona ninni söylemek masal okumak eğitimin gereğidir.8

Çocuklar bizim çok dışımızda kişiler değildir. Bizim yaşadığımız hayat kısa bir müddet sonra onların yaşayacakları hayata model oluşturacaktır. Çocuklar biz yetişkinlerin bir süre önceki halimizdir.9 Dolayısıyla bizim yaşadıklarımız, çocukların da yaşayacaklarını şekillendirme etkisine sahiptir. Seslere karşı anne ve babanın duyarlılığı ve bu konuda yapmış oldukları faaliyetler çocuğun hemen dikkatini çekecektir. Kuş seslerine, su sesine, gök gürültüsüne, denizin dalgalarından gelen sese, rüzgarın sesine, dağların sesine, kurtların, böceklerin çıkardıkları seslere hasılı bütün seslere karşı aile fertlerindeki duyarlılık, çocuklarda kendini gösterecektir. Duyduğu her sese çocuk kendince ve algılama gücüne göre anlamlar yükleyecek ve kendince bağlantılar kuracaktır. Hatta bir bülbülün sesi ile bir karganın sesini değerlendirmeye alacak ve kendince bir sonuca ulaşacaktır.

Çocuk zamanla kendi sesini ve sesin gücünü keşfederek kullanmaya başlar; anlamsız seslere anlam yüklemeye ve bunu da çevresine karşı kullanır. Henüz konuşmayı bilmeyen bir bebek bile ağlama ya da gülmesindeki tını farkı ile ne istediğini rahatça anlatabilir. Çıkardığı değişik seslere ek olarak bedeninin tüm hareketleri ile de meramını ifade eder. O halde çocuk, kelimeleri kullanmadan da iletişim kurabilen akıllı, yetenekli bir varlıktır.10 Sesin bebekler üzerindeki etkisini anlayabilmek için gözlemden de yararlanmak gerekir. Henüz 1 yaşındaki bebeğe, hafifçe kızsanız ve ses tonunuzu birazcık artırsanız, bebek bu durumdan hemen etkilenerek tepki gösterecektir. Kaş çatmaktan anlayan bebeğin, seslere karşı duyarsız kalması mümkün değildir.

Anlamsız olan seslerin zaman içinde düzenli ve ahenkli bir şekilde notalarla çocuğa ulaşması, çocuk için ilgi çekici ve önemlidir. Çocuk dünyasına hitabeden notalar bilinmektedir. Çocukların hareketli müzikler karşısındaki vermiş oldukları tepkiler ve ortaya koymuş oldukları hareketler onların notalı seslere karşı ne kadar duyarlı olduklarının bir sonucudur.

Radyoda dinlenen bir müzik parçası karşısında en önce duyarlılığı çocukların göstermesi yine müziğe olan ilginin bir yansımasıdır. Bütün çocuklar belirtildiği gibi güzellik çağrısına duyarlıdırlar. Şuur, müzikteki ritimlere karşı şaşılacak kadar hassastır. Bu açıdan bakıldığında müzik, diğer sanatlara oranla daha çok çocuğa açıktır.11 Çünkü çocuk fıtraten güzele meyilli yaratılmıştır. Bütün güzellikler çocuklar da hemen tesirini gösterir. Ses algılama derecesi, gücü ve etkinliği çocuklarda büyüklerden daha fazladır. Kavrama daha hızlı olduğundan müzik aletleriyle yakınlık ve notaları değerlendirme yeteneği, henüz çok erken yaşlarda başlamaktadır. Tabii bütün çocuklar mı? Elbette hayır. Öncelikle çocuğun aile ortamında yani kişiliğinin oluşma döneminde ona gösterilmiş olan veya gösterilecek olumlu-olumsuz ilginin bir sonucu olacaktır. Müziğe ilgisiz bir aile ortamında büyümüş bir çocuğun, müziğe olan uyarılması yapılmamış demektir. Çocuk hangi sesler karşısında sürekli uyarılarla karşılaşmışsa, hayatı boyunca o uyarıları hissedecek ve tepkileri ona göre oluşacaktır.

Bir anlamda denebilir ki, çocuk dimağına dinlettirilen müzikler kodlamayı gerçekleştiriyor. Çocuk büyüdüğünde bu kodlanan müziklerin üzerine yenilerini bina ediyor.

c-Çocuğun gelişiminde müziğin rolü

Çocuğa öğretilecek müzik, sadece sesini veya zihin kabiliyetini kullanacağı bir uğraş değil, aynı zamanda çocuk dünyasının gizli kalmış hazinelerini keşfetmeye dönük atılmış adımlar olacaktır. Çocuğun hangi müziğe ilgi duyduğu, hangi derecede duyduğu, bu müziğin onun dünyasına olan etkisi vb. konularda yapılan araştırmalar, çocuğun kapalı dünyasından dışa ulaşmış sinyaller demektir.

Çocuk fıtri olarak müziğe yatkın olarak yaratılmıştır. Müzik, kendiliğinden ses çıkarmaya hevesli olan çocuğun doğasında vardır. Ancak çocukların bu yetenekleri gizli kalmaktadır. Temel sorun, bu yeteneklerin ortaya çıkarılması ve değerli hale getirilmesidir.12 Bunu yapabilmek için, 6 yaşından önce duyusal ve ritmik sezgileri uyandırmak gerekmektedir. Çünkü birçok uzmana göre bu dönem, çocukların duyularının ve izlenimlerinin en yoğun olduğu dönemdir. Müzik çocuğa aktif biçimde dinlemeyi ve duymayı öğretir.13 Okul öncesi dönem, müzik eğitiminin ilk basamağıdır. Ancak bu aşamadaki müzik eğitimi planlanırken, çocukların gelişim düzeyleri, müziğe karşı ilgileri, -varsa- ilgilerinin hangi yönde olduğu tespit edilerek, bir motivasyona ihtiyaçlarının olup olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Müzik eğitimi, çocuğun diğer ilgi alanlarını destekleyici nitelikte olmasına dikkat edilmelidir. Her çocuk ayrı etkileşimler içerisinde bulunabilir. Birine uygulanacak olan bir çalışmanın sonuçları, diğerinde aynı olmak durumunda değildir.

Bu dönemde, müziğin çocuk gelişimine olan etkisi, bir fiziksel büyüme, bir de ruhen olgunlaşma anlamındadır. Müziğin fiziksel gelişime olan etkisini testlerde bulmak mümkündür. Hayvan ve bitkilerdeki etkisi düşünüldüğünde -ki develerin daha hızlı yürümeleri ve bitkilerin daha çabuk yetişmeleri için kullanılan müzikler gibi- insanı da fiziksel olarak etkileyen müzik alanları bulunmaktadır. Nitekim savaş müziği olarak bilinen Mehter marşları insanları daha canlı ve hareketli, dinamik, daha güçlü hissetmelerine birer etkendir. W. Howard’ın dediği gibi, müziksel bir etkinlik davranışlarımız üzerinde ani etki(ler) yapmaktadır.14 Amaca uygun eğitim verildiğinde müzik, zihinsel, duygusal, psikolojik gelişimler ile sanatsal yeteneğin gelişmesi ve beğeniler çocuğun başlıca gelişim alanları olarak görülmektedir.

Müziğin çocuğa olan bir diğer etkisi ise, onun manevi boyutuyla ilgilidir. Bu bakımdan müzik, çocuğun hayal gücüne seslenerek onu besler ve icad edici özelliklere elverişli bir zemin hazırlar. Yine müzik sevinç kaynağı oluşturur. Bu sevinç kaynağı, çocuğun varlığını bütünleyerek sürekli yaşar duruma getirir.15 Dalcroje’nin dediği gibi, gerekli olan çocuğun müziği hissetmeyi, benimsemeyi, müzikle ruhunu ve bedenini birleştirmeyi, yalnızca kulaklarıyla değil, tüm varlığıyla dinlemeyi öğrenmesidir.16 Müzik, ruhî disiplini de türüne göre sağlamaktadır. Duygu eğitimi, his kontrolü de yine müziğin notalarına bağlıdır. Sağlıklı bir hayat içinde bulunan çocuklarda haliyle müziğin etkisi çok daha verimli ve etkili olacaktır. Ruhen sağlıklı olan bir çocuğun, müzikle olan ilişkisi daha sağlıklı olacak ve verimli eserler verebilecektir.

Bahsedildiği gibi, hayatı doğru ve güzel algılamada bile, müziğin direkt etkisini görmek mümkündür. Müziğin ruhen etkisi üzerinde durulurken, ruhen etkileşim beraberinde çocuğun sosyalleşme, doğru davranışlar kazanma, kendinde varolan kabiliyetleri keşfedip kullanma gibi kazanımları da bulunmaktadır. Okul öncesinde uygulanan müzik etkinlikleri, çocuklara beraberlik ve bir gruba ait olma duygusu verir. Bilinçli bir müzik eğitimi ile çocuğun grup içinde güven duygusu gelişerek kendine güvenmeyi öğrenir. Çocuk kendi arkadaş çevresinde kabiliyetlerin nasıl kullanıldığını da öğrenmiş olur.

d- Aile ve müzik eğitimi

Aile, çocuğun maddi-manevi dünyasının şekillendiği en önemli kurumdur. Çocuk, duygusal gelişimin köklerini ailedeki fertlerle yaptığı etkileşimde anlar. Çocuğun aile içindeki yaşantısı hem okuldaki, hem de ileri yaşlardaki duygusal gelişiminin temelini teşkil eder.17 Çocuğun doğup büyüdüğü, hayata hazırlandığı, iyi ve kötü istikametlerde şekillendiği yer ailedir. Müziğin şekillendirdiği ruh halleri, çocuk için zaman içinde ev hali olmaya başlar. Dinlediği müziğe göre ev ortamlarına şahit olunmaktadır. Çocuğun sergilediği çok hareketli ev ortamları, dinledikleri müzikten çok ayrı değildir. Onun için henüz şekillenme döneminde çocuğun örneğinin istendiği şekilde olması gerekir. Aksi halde çok olumlu bir ortamda, ruhen rahatsız edici müzik dinleyen birisi bu rahatsız edici ruh halini yaşadığı hayata da sergilemek zorunda kalacaktır. Nitekim çocukla ilgili bütün meseleler burada düğümlenir ve burada çözüme kavuşur.18 Burada ailenin eğitim, sağlık, özgürlükler gibi genel yapısına bakıldığında çocuğun nasıl bir sosyalleşme içerisine doğru gidiyor olduğunu görmek mümkündür. Bu noktada aile ilk ve önemli kurumdur.19 Anne-baba tarafından kurulan insan ilişkileri modeline “aile atmosferi” denir. Bu atmosferin nasıllığı, bir anlamda çocuğun da nasıllığı demektir. Bu atmosfer rekabete ya da işbirliğine dayandığı gibi, dostça ya da düşmanca, otoriter ya da seçmeli, düzenli ya da karmaşık olabilir.20 Aile atmosferi çocuklar için ilk insan ilişkileri modelini gördükleri yerdir. Aile değerleri çocukların seçimlerini etkiler. Anne-baba ya da çocuklar spor, müzik ya da bilime eğilimliyseler, bu ilgiler aile değerlerini oluşturur.21 Çocuklar ailenin değerlerine karşı tarafsız olamaz.22 Ailenin çocuğa olan duyarsızlığı, çocukların problemli insanlar olmasına zemin hazırlar. Aile duygularımızı ve çok yönlü kabiliyetlerimizi besleyip geliştirecek, miraslar deposudur.23 Aile, çocuğun kabiliyetlerinin keşif ortamıdır. Bundan dolayı ailede çocuğun her yönden gelişimine çalışıldığı gibi, müzik konusunda da eğitimine dikkat edilmelidir. Nelly Caron’un dediği gibi, “Müzikle eğitim her şeyden önce duyarlılığı uyandırmak, duyusal algıları arıtmak, fertlerdeki becerikliliği geliştirmek” gibi özellikleri kazandırır.24 Kısaca insan gelişimi için bir zemin hazırlar. Kişiliğinin oluşum döneminde ruhen dinlenmiş, yıpratılmamış bir ruh haliyle hayata başlayan çocuk, başarılı bir geleceğin temellerini atmış demektir. Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalar, çocuğun şahsiyetinin temel özelliklerinin ilk beş yıl içinde, yani çocuk henüz ilkokula başlamadan önce oluştuğunu ortaya koymuştur. Yine araştırmalara göre, bu ilk beş yılda kazanılan özellikler, hayatın geri kalan kısmını da etkilemektedir.25 Üç ile yedi yaş arası, duyguların alış gücünün dorukta olması, kişiliğinin oluşmasının en önemli döneminin bu yaş grupları olduğunu gösterir. “Yedisinde ne ise yetmişinde odur”26 sözü bu bakımdan anlamlıdır.

II- Müziğin Çocuk Üzerindeki Etkileri

Müziğe duyarlı hale gelmiş bir çocukta, sadece müzik alanında gelişmeler sağlanmış olmamaktadır. Aynı zamanda çocuğun iç dünyasında değişimler meydana geldiği gibi, ferdi ve sosyal yaşamında da değişme ve gelişmeler olmaktadır. Musiki erbabı, sanatını ağır başlılıkla icra ederken, halet-i ruhiyesinde sergilediklerini, aynı zamanda davranışlarında da göstermektedir. Burada müziğin verdiği, temizlenmiş bir hayal, müzikle eğitilmiş bir zihin ve günlük münasebetlerde tamamıyla nazik bir hayattır. Nitekim, “ahlak ile müzik zevki, belki birbirlerinden apayrı şeyler değildir.”27

Müzik eğitimi, estetik ve müzikal duyguların gelişimine katkıda bulunduğu gibi, hayatta başarılı olmuş sıhhatli insanların yetişmesine de imkan sağlar. Japon Eğitimci Shinicki Suzuki, “Nurtured By Love” adlı eserinde, konuyla ilgili “Ben sadece iyi vatandaşlar yetiştirmek istiyorum. Eğer bir çocuk doğumundan itibaren iyi müziği dinler ve onu çalmayı öğrenirse, disiplin, duyarlılık ve hoşgörü kazanır, iyi bir kalbe sahip olur” diyerek müziğin etki alanını belirlemektedir. Sanat, insanları hayata ve insanlara karşı daha duyarlı olmaya çağırır; müziğin bu bağlamdaki etkisi daha büyüktür.28

Müziğin çocuğu ahlaken (ruhen) olgunlaştırması gerçeğini gören Batılı ülkeler, müzik merkezlerini daha yaygın hale getirmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde müzik başlı başına bir eğitim alanı ve aracı olarak algılanmaktadır. Müzik derslerinde temel amaç bireyin icat gücünü arttırmak ve geliştirmektir. Bu amaçla müzik dersleri öğrencilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmekte, onların mümkün olduğunca katılımcı olmaları sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalarda çağın müzikal zenginliğini aktaracak çeşitli tür ve stillerde müzikler yer almaktadır. Çocuk hangi müzik alanında kendini ifade etmek istiyorsa, o türe uygun aletler bulmak mümkün olabilmektedir. Değişik müzik eğitim metodları farklı yollardan müziği öğretmekle beraber, hepsi müziği çocuğun yaşamının vazgeçilmez bir parçası yapmayı hedeflemektedir. Çünkü biliniyor ki, müzikle yaşamda çocuk, hayatın gerçek renklerine kavuşmaktadır.

a- Müzik duyguları temizler

Çocukların da dünyalarına yaşadıkları hayat içinde zamanla olumsuzluklar hükmedebilir. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu da, müziğin dinlendiren, olgunlaştıran, saflaştıran etkisinden yararlanmaktan geçer. Arthur Schopenhauer, müzik, insanı bayağılıklardan arındırır derken, müziğin insan tabiatı üzerindeki etkisini özetlemektedir. Müziğin bu derin izi düşünüldüğünde, “insan ruhunu daha dolaysız ve daha derin bir biçimde etkileyen başka bir sanat yoktur, çünkü hiçbir sanat, hayatın gerçek özünü, müzik gibi dolaysız ve derin bir biçimde anlatmaz. Öz ve yüce melodiler duymak, duyguları yıkamak gibidir. İnsanı bütün pislik, zavallılık ve bayağılıklardan arındırır.”29 yaklaşımı, müziğin olumlu etkisinin sonucu olacaktır. Bu musiki nağmelerini göklerin dönüşünden aldık diyen hakimler, güzel sesin aşıklara gıda olduğunu ve güzel ses dinlemede kalp huzuru vardır demişlerdir.30

Görüldüğü üzere, müziğin ve dolayısıyla müzik eğitiminin toplumsal yaşantıdaki işlevi çok önemlidir. Müzik eğitimi, bir ülkede müzik düzeyinin oluşmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Ayrıca müziğin dünya barışına önemli katkıları olduğu da ifade edilebilir.

b- Müzik ruhun gıdası mıdır?

Katip Çelebi, seslerin insan üzerindeki etkisini, “Mutlak seslerin ruhlarda ve bedenlerde tesiri kararlıdır, inkar olunmaz. Eğer ses ölçüsüz ve çirkin olursa nefret yönünden tesir eder. Ve eğer ölçülü ve tabiat uygun olursa rağbet ve benimseme yönünden tesir eder. Ruhların ondan etkilendiğinin bedenlerde izi olur ve sahibi o tesiri anlayıp bilir, meğer ki tedaviye muhtaç, mizacı bozulmuş biri olsun.”31 sözleriyle özetler. Nağmelerden etkilenmeyen kişilerin, ruhen rahatsız insanlar olacağını belirtir. Ayrıca müzikten etkilenmenin hem ruhen hem de bedenen olabileceğine dikkat çekerek, “şol kimsenin ki ruhu nefsine galip ola, tasfiye ve riyazetle nefs-i emmareyi kahr eyleyup beden memleketinde hakimiyet dizginini ruh sultanlığını eline vere.”32 demektedir. Fakat Katip Çelebi burada ruhen etkiyi bazı şartlara bağlamaktadır. Bunlar da, “ruhun nefse galip gelmesi, nefs-i emmareyi kahr eylemesi, bedenin hakimiyetinin ruhun saltanatına verilmesi”dir. Ruh eğer beden üzerinde etkisini kaybeder veya bu etki zayıflarsa, nefis dizginleri eline alır ve insan insan olmaktan çıkar. Yine aynı manaya güçlendiren Gazali, “Bahar ve yeşilliği ud ve evtarı (keman) kendisini harekete geçirmeyen kimsenin mizacı bozuktur; tedavisi imkansız bir ruh hastasıdır.”33 demektedir.

Tabii burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta, her insanın farklı ton ve ahenge sahip seslerden hoşlandığı gerçeğidir. “Müzik, şahsi zevk ve tercihlerin ifadesi olan bir güzel sanat dalı olduğundan, hayli subjektif bir konu”dur.34 Bu açıdan herkesin hoşlandığı müzik türü farklı farklı olabilir. Her insan ve her çocuk için, aynı musıki veya müzik parçası ayrı ayrı etkiler yapabilir. Musiki bazıları için bir deva, bazıları için bir gıda, diğer bazıları için ise bir ferahlıktır.35 Ama genel olarak düşünüldüğünde sağlıklı bir yapıdaki kişiye, musiki tesir eder, o nağmeler, ruh üzerinde acayip tesirler meydana getirir. Bazı sesler, kalbi neşelendirir; bazıları mahzun eder, bazıları uyutur, bazıları da güldürür ve hoplatır.36 Burada bahsi geçen sadece etki değildir. Gıda anlamında kullanılan, kişiye olumlu katkı yapan ve ruhen besleyen bir etkidir. Yani zevk alma halidir. Zevk de bir idrak edebilme halidir. Bir kimsede idrak gücü kemal derecede olmazsa o kimsenin zevk alması tasavvur edilemez.37 Kelazabazi, Gazali, Suhreverdi ve Kureyşi’nin görüşleri önemlidir ve musikinin ruhun gıdası olduğuna dair görüşleri benzerlik arzetmektedir.

İnsanla en içli dışı olan bir sanat olarak müzik, “insan duygularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek sanattır.”38 İnsanlara ve onların niyetlerine göre şekil alan müzik unsurları sadece insanların hislerine değil, kalben, ruhen tatmin olmasında da katkıda bulunabilir. Bazı tarikatların ve tasavvuf erbabının müzik ve musiki unsurlarıyla bu derece yakın alakalarının olması, insan-müzik ilişkisini gösteren örneklerdendir. Nitekim sema, musikinin tesiri altında kalarak gönülde Hakk’ı bulmak, heyecana kapılmak ve pervaneler misali dönmektir. Bu dönüş yalnız bedenle dönüş değildir. Gönülle, ruhla, aşkla, imanla, maddi ve manevi bütün varlığı ile dönüştür.39 Hatta bu arada, “musikinin kin, nefret ve düşmanlık hislerini ortadan kaldıran, yerine sevgi, barış, kardeşlik ve dostluk duygularını yerleştiren bu gibi tesirlerden başka insanı aşka, şevke, vecde ve cezbeye getiren tesirleri de bulunmakta olup, (İhvan-ı Safa Risalesi, c. I s. 240)”40 beden kontrolden çıkmakta ve cezbeye dönüşmektedir.

 

alıntıdır : http://www.ogretmenlerforumu.com/egitici_yazilar/cocuk_ve_muzik-t43625.0.html

Benzer Yazılar
eokul
     2016 - 2017 yılı Yen'i eğitim öğretim döneminde tüm öğrencilerimize başarılar diliyoruz. Rabbim tüm öğrenci ve velilerimizin yardımcısı olsun, hepsini ülkesine, vatanına, milletine, anne ve babasına hayırlı evlat eylesin.       2016-2017 eğitim...
anaokulu-ilkgün
Öğrencilerinin gelişimine önemli katkı sağlayan Öğretmen Ayça Mercan; anaokulu seçiminde ilk olarak okulun hangi resmi kuruma bağlı olduğuna bakılması gerektiğini belirtti. Mercan’a göre sonrasında ise okulun mutfak ve tuvalet temizliğine dikkat edil...
Weltkindertag
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nca hazırlanan, “Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanarak...
Yorumlar ( 0 )

Bu sitedeki hiçbir materyal izinsiz kopyalanamaz / paylaşılamaz. www.nurtopuanaokulu.com